David Koma’nın Blumarine ile Feminenliğe Yeni Bir Bakış

David Koma, Blumarine’in yeni kreatif direktörü olarak feminenliği modern bir yorumla yeniden şekillendiriyor.

Röportaj: Aslı Asil

Londra merkezli Gürcü tasarımcı David Koma, Central Saint Martins’teki mezuniyet koleksiyonu ile moda dünyasında dikkatleri üzerine çekmiş ve kısa sürede güçlü feminenlik anlayışı ile kırmızı halıda yarattığı etkileyici görünümlerle tanınan bir isim haline gelmiştir. Bugün, bu keskin estetiğini Blumarine’in baştan çıkarıcı DNA’sıyla birleştirerek markaya çağdaş bir yön kazandırmaktadır.

Blumarine’in kreatif direktörü olarak markanın arşivlerine ilk kez girdiğinizde sizi en çok etkileyen ya da ilham veren unsurlar nelerdi?
Arşivin derinliği ve işçilik seviyesi beni en çok etkileyen unsurlar oldu. Nakışlar, trikolar ve detaylara gösterilen özen, birçok parçanın günümüzde bile son derece modern hissettirmesi dikkat çekici. Ayrıca, markanın duygusal tutarlılığı da ilham verici: romantizm, duyusallık ve hafiflik. Bu, kendi bakış açımla yeniden yorumlayabileceğim çok net bir temel sundu.

Tasarım diliniz, Blumarine’in geleneksel romantik ve duyusal kimliğiyle nasıl bir etkileşim içinde?
Blumarine’in romantik ve duyusal kimliği, benim yaklaşımım ile doğal bir uyum içinde. Ben bu kodlara daha heykelsi bir disiplin getiriyorum; yapı, duyusallığı bastırmak yerine güçlendiriyor. Bu diyalog, denge üzerine kurulu: yumuşaklık ve netlik, duygu ve kontrol arasında bir denge sağlıyor.

İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonu, feminenliğe modern bir yorum getiriyor. Bu sezon Blumarine kadınının ruhunu nasıl tanımlarsınız?
Bu sezon Blumarine kadını, bilinçli bir ikiliği temsil ediyor. Romantik ama kırılgan değil; duyusal ama kontrolü elinde tutan bir karakter. Koleksiyon, hafiflik ve derinliğin, tatlılık ve yoğunluğun bir arada var olduğu bir tür karanlık romantizmi araştırıyor.

Kelebek ve yusufçuk sembolleri üzerinden zarafet ile keskinlik arasındaki dengeyi ifade ediyoruz. Çok katmanlı, duygusal olarak farkında ve kendi zıtlıkları içinde güçlü bir kadın imajı sunuyoruz. Zarafet ve gücü aynı anda barındıran modern bir feminenlik anlayışı ortaya koyuyoruz.

SS26’da transparan katmanlar, kristal işlemeler ve vücuda ikinci bir ten gibi oturan görünümler dikkat çekiyor. Sizi en zorlayan ya da heyecanlandıran parça hangisiydi?
Vücuda ikinci bir ten gibi oturan siluetler benim için her zaman heyecan verici olmuştur çünkü büyük bir hassasiyet gerektiriyorlar. Vücuda bu kadar yakın çalışırken, her bir konstrüksiyon detayı önem kazanıyor. Provalar bu noktada belirleyici hale geliyor; giysi, kısıtlayıcı değil, doğal, güçlendirici ve zahmetsiz hissettirecek şekilde ince ayar yapılıyor.

Blumarine uzun zamandır romantizm ve duyusallıkla özdeşleşen bir marka. Bu kodları günümüz kadınları için nasıl yeniden yorumluyorsunuz?
Bu kodları disiplin ve oran üzerinden yeniden yorumluyorum; duygusal özlerini korurken onlara daha fazla netlik ve çağdaşlık kazandırıyorum. Duyusallık artık daha özgüvenli bir hale geliyor. Artık süsleme odaklı değil, daha çok kendinden emin bir tavırla ilgili.

FW26 daha karanlık ve dramatik bir enerji taşıyor. Bu koleksiyonun ana ilham kaynağı neydi?
FW26, İtalyan ihtişamının bir güç biçimi olarak okunan “diva” fikrinden ilham alıyor. Onun ikiliğini sert ama yumuşak, vahşi ama kırılgan, daha karanlık ve teatral bir bakışla keşfetmek istedim. Markanın fotoğrafik mirasına, özellikle de Helmut Newton ile olan işbirliklerine yeniden döndüm; ayrıca Venedik’i bir metafor olarak ele aldım: barok, sinematik, gösterişli.

FW26’yı tanımlayan üç temel materyal seçmeniz gerekse, bunlar hangileri olurdu?
Chantilly dantel, crêpe caddy ve lame derdim. Chantilly dantel, markanın romantik mirasını temsil ediyor; ancak FW26’da bu dantel daha karanlık ve daha dramatik bir biçimde yorumlanıyor. Crêpe caddy yapı ve netlik sağlıyor; heykelsi siluetler ve koleksiyondaki kontrollü tavır için vazgeçilmez. Lame ise ışık ve ihtişam katıyor; divanın operatik, barok ruhunu güçlendiriyor.

Blumarine’in güçlü bir Y2K mirası var. Sizce korunması gereken şey ne, yeniden yorumladığınız şey ne?
Korunması gereken esas şey ruhu: oyunculuk, duyusallık ve özgürlük hissi. Benim yeniden yorumladığım kısım ise bunun uygulanış biçimi. Oranları rafine ediyor, bedene daha fazla netlik kazandırıyorum.

Kariyerinizi Londra’da inşa ettiniz. Peki Milano’da çalışmak sizi nasıl etkiledi?
Milano’da çalışmak benim için çok besleyici oldu. İtalya olağanüstü bir kültürel derinlik sunuyor: sanat, mimari, sinema, işçilik… İlham gerçekten her yerden gelebiliyor. Aynı zamanda yaratıcı ortamın son derece açık ve kapsayıcı olduğunu gördüm. Londra’nın enerjisiyle Milano’nun kültürel zenginliği arasındaki diyalog benim için çok ilham verici oldu.

Pek çok unutulmaz kırmızı halı anına imza attınız. Blumarine için ihtişamı nasıl tanımlıyorsunuz?
Blumarine’de ihtişamın duygusal ve feminen hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum. Benim ilgimi çeken şey kontrollü ihtişam; fotoğrafta çok güçlü duran ama vücutta zahmetsiz hissettiren parçalar. Etki ile samimiyet arasındaki uyumla ilgili.

Trendlere mi cevap veriyorsunuz, yoksa sizi daha çok fikirler ve duygular mı yönlendiriyor?
Duygu her zaman önce gelir. Araştırma ve kültürel referanslar sezgiye derinlik kazandırır. Zaman içinde tutarlı bir görsel dil geliştirmek, anlık olana kapılmaktan çok daha önemlidir.

İnsanların markada en çok fark etmesini istediğiniz dönüşüm nedir?
Kimliğin güçlenmesi. İnsanların Blumarine’in daha net, daha keskin bir ifadesini görmesini istiyorum; hâlâ romantik ve duyusal ama daha heykelsi, daha mimari.

Blumarine kadınını İstanbul’da nasıl hayal ediyorsunuz?
Onu özgüvenli ve zarif hayal ediyorum. İstanbul zıtlıklar şehri: tarihi ve modern, Doğu ve Batı. Bu ikilik, yapı ile yumuşaklık arasında kurmaya çalıştığım dengeyle çok güzel örtüşüyor.

Kültürel kesişim noktaları modanın geleceği için ne kadar önemli?
Son derece önemli. Moda, alışveriş ve etkileşim üzerinden büyür. Kültürel kesişimler yeni perspektifler getirir ve yaratıcılığın içine kapanmasını engeller. Gelenek ile yeniliğin bir arada var olmasını mümkün kılar.

Türkiye gibi bölgelerdeki zanaatkarlarla işbirliği yapmayı düşünür müsünüz?
Zanaatkarlık, çağdaş lükste giderek daha önemli hale geliyor ve yerel ustalarla işbirliği yapmak, geleneksel teknikleri korurken onları modern bir anlatının parçası haline getirmemizi sağlar; bu da benim için çok anlamlı bir şey.

Bu yazı ELLE Türkiye Nisan sayısından alınmıştır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu