Lynne Ramsay’in ‘Geber Aşkım’ı: Kutsallık ve Çatışma Temaları
Lynne Ramsay’in yönettiği ‘Geber Aşkım’, evlilik ve annelik temalarını derinlemesine ele alıyor.
Fragmanını izlemekten ve önceden bilgi edinmekten kaçınan bir izleyici olarak, Türkiye’de MUBI aracılığıyla gösterime giren ‘Die My Love’, yani ‘Geber Aşkım’ı büyük bir merakla bekliyordum. Filmin özel gösterimi öncesinde MUBI ekibinin, filmden bir sahneye atıfta bulunarak konukları ‘Türk düğünü’ temasıyla karşıladığını görünce, biraz tedirgin oldum. Ancak bu his kısa sürede yerini meraka bıraktı ve filmi izlemek için sabırsızlandım.
Lynne Ramsay’in yönettiği ‘Geber Aşkım’, 78. Cannes Film Festivali’nde dokuz dakika boyunca alkışlanarak dikkatleri üzerine çekmişti. Film, evlilik ve annelik temalarını işliyor ve başrollerde Jennifer Lawrence ile Robert Pattinson yer alıyor. Ancak, Jennifer Lawrence’ın karakteri filmde daha baskın bir role sahip.
Filmin hikayesi, Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanmış. Usta yönetmen Martin Scorsese, romanı okuduktan sonra, Jennifer Lawrence’ın Justine Ciarrocchi ile birlikte yönettiği yapım şirketine gönderiyor ve Lawrence’ın başrolde olabileceğini belirtiyor. Bu isteği Lawrence, Lynne Ramsay’e iletiyor. Ramsay, uyarlama senaryoda Enda Walsh ve Alice Birch ile birlikte çalışıyor.
Gergin ve Soyut Bir Anlatım
Olaylar, ABD’nin Montana eyaletinde geçiyor. New York’tan kırsala taşınan Grace (Jennifer Lawrence) ve Jackson (Robert Pattinson) çifti, burada sanatlarını icra etmeye çalışıyorlar. Grace bir yazar, Jackson ise bir müzisyen olarak tanıtılıyor. Ancak, bu karakterlerin sanatçı kimlikleri ve geçmişleri filmde pek derinlemesine işlenmiyor. Çift, yeni doğan bebekleriyle birlikte, şehirden ve insanlardan uzak bir hayat sürme isteği taşıyor. Tutkulu bir aşk ve cinsel birliktelik, bebeğin doğumunun altıncı ayında soğuk ve isteksiz bir ilişkiye dönüşüyor. Grace, bu ilişkiyi ayakta tutmaya çalışırken, Jackson’ın kayıtsız tavırları işleri zorlaştırıyor. Grace, doğum sonrası depresyon dönemine girdiğinde, ‘delilik’ hali belirginleşiyor.
Grace’in yaşadığı bu soyut ve metaforik durumlar, kedi gibi emekleyen bir kadın, siyah bir at, orman ve yangın temalarıyla işleniyor. Jennifer Lawrence’ın etkileyici performansı, Lynne Ramsay’in başarılı yönetimi ve Seamus McGarvey’in ustaca görüntü yönetmenliği ile birleşiyor. Bu filmde, bir annenin duygusal çalkantıları ve toplumsal cinsiyet normlarına karşı cesur bir eleştiri var.
Filmdeki bir annenin psikolojik durumu, izleyiciyi derinden etkiliyor. ‘Hakkımda ne düşüneceğiyle ilgilenmiyorum. Onu dünyaya getirdim işte, yeterli değil mi bu?’ şeklindeki ifadeler, Ramsay’in Lawrence’ı bir fedai gibi kullanarak bu karmaşık psikolojiyi beyaz perdeye taşımasıyla etkileyici bir hale geliyor. İzlerken, 2017 yapımı ‘Anne!’ filmi aklıma geldi. Her iki filmde de genç bir kadının kırsalda sakin bir yaşam sürmesi, yaratım sancıları ve karmaşık ilişkiler işleniyor.
‘Geber Aşkım’, gerçek ve düş arasındaki sınırları bulanıklaştırırken, içsel çatışmalar ve toplumsal cinsiyet normlarına cesurca yaklaşarak, kutsal annelik mitine eleştiriler getiriyor. Bu film, izleyiciye kesin bir sonuç sunmuyor. Filmin sonunda Grace, ‘Anne eve geliyor’ ifadesiyle, ‘doğum eşittir ölüm’ fikrini sorguluyor. Ancak bu imgenin, anlatıyla ne kadar örtüştüğü konusunda belirsizlik var.
Film sona erdiğinde, özel gösterim öncesindeki ‘Türk düğünü’ organizasyonunun bir ters köşe olduğu ortaya çıktı. Bu durum, izleyicide bazı sorular bırakıyor: Aşkı, tutkuyu ve saygıyı kaybetmiş bir evliliği düğün kurtarabilir mi? Kutsal olan annelik mi, babalık mı, yoksa yaşamak mı? Yaşamak gerçekten kutsal mı? Eğer öyleyse, nasıl yaşamak kutsal?




