Atatürk’ün Telgraflarıyla Büyük Taarruz’un İzleri

Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısıyla kaleme aldığı telgraflar, Büyük Taarruz’un zaferini ve cephedeki kritik anları gözler önüne seriyor.

Türk ordusunun Kocatepe’den İzmir’e kadar uzanan zafer yolculuğu, Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş döneminde kaleme aldığı telgraflarda hayat buluyor. Bu belgeler, Büyük Taarruz’un önemli anlarını ve zaferin nasıl kazanıldığını detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Büyük Taarruz’un başlangıcından bir gün önce, 25 Ağustos 1922’de, Atatürk, Ankara’daki İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey’e gönderdiği telgrafta Batı Cephesi ordularının ertesi gün taarruza geçeceğini duyurdu. Bu telgraf, aylar süren hazırlıkların ardından büyük harekâtın başlayacağını bildiren kritik bir belge olarak tarihe geçti.

Taarruzun başlamasıyla birlikte Atatürk, cephedeki gelişmeleri daha ayrıntılı bir şekilde aktarmaya başladı. 27 Ağustos’ta Ankara’ya gönderdiği ve 28 Ağustos’ta TBMM’de okunan telgrafta, iki gündür devam eden muharebelerin ardından “Afyonkarahisar’daki Yunan mevzilerinin düştüğünü ve Afyonkarahisar’ın geri alındığını” bildirdi. Bu telgrafta, Türk ordusunun Yunan birliklerinden çok sayıda esir, ağır ve hafif toplar ile çeşitli savaş malzemeleri ele geçirdiği belirtiliyordu.

Büyük Taarruz’un en dikkat çekici belgelerinden biri ise 31 Ağustos 1922 tarihli telgraf oldu. Atatürk’ün Rauf Bey’e gönderdiği bu telgrafta, 26 Ağustos’ta başlayan ve beş gün boyunca süren muharebenin detayları aktarılıyor. “Birinci Ordu’nun ilk 36 saatlik yarma harekâtı sonucunda 100 kilometrelik bir hattın düşmandan temizlendiği” bilgisi verildi.

Mustafa Kemal’in telgrafında, süvari birliklerinin başarılı saldırıları hakkında şu ifadeler yer aldı: “Çeşitli safhalarda bu çarpışmalar sırasında topçularımız büyük bir faaliyet ve ustalıkla düşmanı sıkıştırdı. Piyadelerimiz kısa süreli ateş savaşlarından sonra gece ve gündüz süngü hücumları ve bomba baskınlarıyla düşman birliklerinin karargâhlarına kadar girdi.”

Düşmanın kaçış güzergahları üzerinde bulunan atlı birlikler, bir yandan topçularını kullanırken diğer yandan yalın kılıçla düşman içlerine saldırdı. Savaş ve keşif uçakları da bomba ve makineli tüfekleriyle yukarıdan saldırılar düzenledi. Bu ani ve etkili saldırılar karşısında düşman ordusunun büyük bir kısmı yenilerek, birlikleri arasında dağınıklık yaşandı.

Mustafa Kemal, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’daki Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından geri çekilen Yunan birliklerini takip ederken, 3 Eylül’de Uşak’ta esir alınan Yunan generalleriyle görüştü. Bu görüşmenin ardından gelişmeleri Rauf Bey’e telgrafla bildirdi ve esir alınan generallerden biriyle görüştüğünü, ailelerine sağlık haberleri göndermelerine izin verdiğini aktardı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu