Yarım Kalanın İnceliği: Levni Hakan Şahin’in Yeni Eseri
Levni Hakan Şahin’in ‘Sen Hiç Merak Etme’ kitabı, insanın içindeki boşluğu ve kırılgan ilişkileri derinlemesine ele alıyor.
Mehmet Erte editörlüğünde Varlık Yayınları tarafından yayımlanan Levni Hakan Şahin’in ‘Sen Hiç Merak Etme’ adlı öykü kitabı, ilk bakışta günümüz gençlerinin karmaşık yaşamlarına, dağınık ilişkilere ve geçim kaygılarına odaklanıyormuş gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde, kitabın gerçek gücünün çağın gürültüsünden değil, bu gürültünün insan ruhunda yarattığı boşluktan kaynaklandığı anlaşılıyor. Yazar, tam kurulmadan dağılan ilişkiler, ifade edilemeyen duygular, gecikmiş şefkat ve içten içe büyüyen yalnızlık gibi temaları ustalıkla işliyor.
Kitabın ilk sayfalarında yazarın gösterişli ifadelerden ziyade, duyguların samimiyetine yaslandığı hemen fark ediliyor. Gündelik yaşamın küçük ayrıntıları, öykülerde sadece bir arka plan unsuru olarak kalmıyor; aksine, hikâyenin ana damarını besleyen unsurlar haline dönüşüyor. Bir siparişin yetiştirilme telaşı, Google Maps’in mekanik sesi, gelmeyen bir mesaj, unutulan bir kelime, akşamın içinde ağırlaşan bekleyiş gibi unsurlar, çağdaş insanın zihinsel ve ruhsal yorgunluğunu gözler önüne seriyor. Özellikle ‘Hediye’ adlı ilk öyküde bu durum ustalıkla işleniyor. Şehir, hız, kaygı, aşk ve yabancılık gibi unsurların iç içe geçtiği bu öykü, bir olaydan ziyade bir ruh halini yansıtıyor. Yazar, gerilimi artırırken ses tonunu yükseltmiyor; okuru içten içe saran bir daralma hissi yaratıyor.
Kitaba adını veren ikinci öykü ise bu temayı daha da derinleştiriyor. Eda ile küçük Felix arasındaki ilişki, başlangıçta bir bakıcı-çocuk bağı olarak algılanabilir. Ancak hikâre ilerledikçe, bunun yalnızca bir bakım ilişkisi olmadığı anlaşılmaktadır. Burada gurbet, sınıf farkı, eksik kalmış bir koruma hissi ve çocukluk kırılganlığı gibi unsurlar öne çıkıyor. En önemlisi, insanın bir başkasına bağlandığını, çoğu zaman onu kaybetmeye yaklaşınca daha iyi anladığı gerçeği öne çıkıyor. Eda’nın Berlin’deki yaşamı, Laura’nın gecikmeleri ve Felix’in sezgisel yalnızlığı, bu üçgenin içinde gelişen kırılgan bağ, öykünün temel gücünü oluşturuyor. Sonuçta bırakılan duygu, kolayca dağılmıyor; çünkü Levni Hakan Şahin, hayatın en tanıdık gerçeğine dokunuyor: Bazı insanlar, birbirinin hayatına tam zamanında girer ama orada kalamaz.
Bu kitabın en büyük başarısı, büyük olayların değil, insanın içine yerleşen küçük sarsıntıların hikâyesini anlatmasıdır. Yazar, günümüzün parçalanmış hayatlarına bakarken, onları yüzeysel yargılara tabi tutmuyor. Ne kuşağını yüceltiyor ne de sert hükümlere varıyor; daha çok anlamaya çalışıyor. Metinlerde dolaşan merhamet duygusu da buradan kaynaklanıyor. Karakterlerine yukarıdan bakmak yerine, onlarla birlikte yürümeyi ve onların iç sesine yaklaşmayı tercih ediyor.
Levni Hakan Şahin’in dili, bu dünyayı taşıyan bir açıklık ve sadelik barındırıyor. Fazlalıktan kaçınan, etkisini zorlamayan ve yer yer sertleşse de ölçüyü elden bırakmayan bir anlatım tarzı var. Bu, ilk kitaplarda sıkça rastlanan bir denge değil. Zira birçok genç yazar, ya dili gereğinden fazla parlatıp hayatı örtmekte ya da hayatı olduğu gibi bırakıp edebiyatı eksiltmektedir. Şahin ise bu iki yaklaşım arasında daha dikkatli bir denge kurmuş gibi görünüyor. Onun öykülerinde gündelik olan, edebiyatın süzgecinden geçerek yerini buluyor.
‘Sen Hiç Merak Etme’, 2025 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne layık görülmüş. Kitapta hissedilen, yalnızca bir başlangıç heyecanı değil; sesini arayan değil, sesini büyük ölçüde bulmuş bir yazarın dikkati. Eksikliği, yalnızlığı, geçiciliği, göçmenliği, bakım verme gerekliliğini ve sevginin her zaman bir güvenceye dönüşemediği o kırılgan alanı dikkatle araştırıyor. Hayatın yarım bıraktığı yerlerden konuşuyor. Belki de bu nedenle okurda karşılık buluyor; çünkü hepimizin hayatında, dönüp baktığımızda içimizi hafifçe sızlatan, tamamlanmamış birkaç hikâye vardır.
Levni Hakan Şahin, o hikâyelerin sesini duyuyor.




